Sakız Adası Gezi Notları

Sakız’a nasıl gidilir ?

Sakız Adası’na Çeşme’den hergün feribotla ulaşabilirsiniz. Biz biletlerimizi Turyol’un sitesinden aldık. Sabah 9 feribotuna yetişemeyince hiçbir işlem yapmadan 9.30’dakine binebiliyorsunuz. (biz yetişemedik)

Ada baya büyük olduğu için araba kiralamak gerekiyor. Feribottan indiğinizde yanyana rent a car cılar sizi bekliyor. Biz hepsinden fiyat alıp en son 30€’ya otomatik bir araba kiraladık. En ucuz fiyat buydu. Arabayı alırken her yerini çok dikkatli kontrol edin. En ufak bir çizikten sizi sorumlu tutup kafalarına göre bir tutar istiyorlar.

Yazıyı okumaya başlamadan önce şahsi fikrim Sakız’a günübirlik gidip Güney turu satın almanız. (Kişi başı 20€)

Sakız’da nerede kalınır?

Biz Mesta köyünde konaklamayı tercih ettik. Normalde güzel bir fikirmiş gibi gözükse de biz sezon dışı gittiğimiz için köyde pek yapılacak birşey yoktu. Tam bir orta çağ kasabası burası, hiç bozulmamış. Biz de taş evlerden birinde kalıyoruz. Kaldığımız otelin sahibi Tasos pek yardımsever ve konuşmayı çok seviyor:) 1 saat bize kendi hazırladığı harita üstünden anlattı da anlattı. Ben de hepsini sizle paylaşacağım.

Sakız’da gezilecek yerler

Mesta :

Merkeze 35 km uzaklıktaki orta çağ köyü. Gerçekten hiç bozulmamış, dar dar sokakları kolaylıkla kaybolabileceğiniz şekilde yapılmış. Korsanlardan korunmak için kale gibi inşa edilen köyde tüm çatılar birbirine bağlantılıymış. Böylece bir korsan saldırısı esnasında dar sokaklarda kafası karışmış ve kaybolmuş korsanların üzerine çatılardan kızgın yağ dökebiliyorlarmış. Ben kızgın yağ mı diye dehşete düşünce Tasos “Eee ne de olsa orta çağdan bahsediyoruz”dedi. Meydanında bir kafesi var. Biz hergün burada Greek coffee- nam-ı diğer türk kahvesi içtik. Kahvenin yanında çok güzel çikolatalı bir gofret getiriyorlar. 🙂 Bu köyde tavsiyem meydanda kahvenizi içtikten sonra sokaklarında kaybolmanız. Çok da kaybolmayın zira yolunuzu bulamayabilirsiniz her yer birbirine benziyor.

Olimpi :

Bu köy de yine Mesta’ya benziyor. 2 tane küçük meydanımsı yeri var. Bazı duvarları boyanarak süslenmiş, sanırım diğer köylerden ayıran bir diğer özelliği de uzaktan köye girmeden de gözüken mavi beyaz kilisesinin kulesi.

 

Pirgi :

 

Sakız dendiğinde akla gelen köylerden biri. Adaya gelmemiş olsanız da internette bir yerlerde denk gelmiş olmanız yüksek ihtimal. Evlerin duvarlarına kazıma suretiyle geometrik şekiller yapılmış ve gerçekten dışarıdan çok eğlenceli gözüküyor. Burası diğer köylere göre daha hareketli. En azından büyük bir süpermarketi vardı. (ki akşam yemeğinde karnımızı bu market sayesinde doyurduk) Yol üstünde sakız ağaçlarını görebilirsiniz.

Merkez’de yeme-içme :

Pastards : Ortamı da yemekleri de güzeldi. Garson kızcağız üstümüze şarap dökdüğü için içkilerimizin parasını almadılar. 🙂 Ama havalandırma ve şemsiye anlamında sorunları var sanırım. Çok sıcakta gitmenizi tavsiye etmem.

Pura Vida : Sahil kenarında kahve içmek için güzel bir mekan. Üst katında balkonu var. Manzaraya karşı kahvenizi içebilirsiniz.

Kronos : Sakızlı dondurması müthiş.

Sakız adası plajları

Apothika Plajı :

Mesta’ya yakın plajlardan bir tanesi. Adanın güneyinde kalıyor yani. Biz bir tabelasını görüp onu takip ederek bir yollara girdik ama harita başka bir yoldan götürüyordu. O yüzden şu nu söyleyebilirim ki yolları bol uçurumlu ve tek şerit çift yön. Karşıdan araba geldiğinde panik atak geçirebilirsiniz. Biz bir şekilde indik plaja ama sonra başka plaja gidecek gücümüz kalmadı.

Plaja gelirsek, tepede güzel bir kafesi var manzara izlemek için. Bir de buraya dalış için geliyorlarmış. Mağara var, onun için olabilir. Deniz aşağıdaki fotoğraftaki gibi pırıl pırıldı. Sezon olmadığı için biz hiç para ödemeden şezlonglarını kullandık ama sezonda nasıldır işletmesi birşey söyleyemeyeceğim. Gayet tenha ve keyifli bir yerdi. Mağaranın diğer tarafında gizli bir plaj daha varmış.

Biz sadece bu plaja gittik ama Tasos Avlonia’yı da önermişti, bu plaja yakın, yine koyun arka tarafında gizli bir plaj olduğundan da bahsetti. Ek olarak siyah taşlardan oluşan volkanik plajları var adanın : Mavra Volia – Emporios

Not : plajlar genelde taşlık, deniz de öyle. Deniz ayakkabınız varsa yanınıza almayı unutmayın! 🙂

 

Author: Dilhan

Dilhan 1990 yılında Eskişehir’de doğdu ve gözleri çekik. İlkokul yıllarında çok fazla japon şakalarına maruz kaldı ama henüz Japonya’ya gidemedi. Onun yerine Erasmus’la Torino’ya gitti ve Avrupa’yı gezdi. Bu sırada Bilgisayar Mühendisliği’ni bitirmeyi başaran Dilhan, şuan Koç Üniversitesinde MBA yapıyor ve çocuklara piyano dersi veriyor. En büyük hayali ise bir koalaya sarılmak :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir