Londra Gezisi

Londra’dayız! London Callling dediler geldik…

Uzun bir süredir çok istediğim Londra gezisini gerçekleştirdim. Yakın arkadaşım Esra 4 yıl önce işi dolayısıyla Londra’ya yerleşince çok sevinmiş sık sık gelirim diye hayal etmiştim. Hayat bu ya bir türlü denk getirip gidemedim. Ta ki Esra’nın görev süresi dolup dönüş kararı alana kadar. 3 arkadaş (biri anneciğim) ani bir kararla Londra gezisine karar verdik!

 

Açıkçası öncesinde çok fazla araştırma yapmadım çünkü Esra’ya güvendim 😛 Londra’da Esra’nın Notting Hill’deki minik, güzel evinde kaldık. 6 günlük gezimiz boyunca inanılmayacak derecede hava güneşliydi. Sadece bir iki gün kapalı ve hafif yağmurluydu. Sanırım Londra bizi kendine aşık edecek.

Gezilecek Yerler

Londra’da gezilecek çok fazla yer var ama görmeden olmaz dediğimiz çoğu yere gittik. Gittiğimiz yerlerin sırasını gezdiğimiz günlere göre sıralayacağım. Siz de isterseniz aynı rotayı takip edebilirsiniz. Instagram hesabımızdaki Londra başlığındaki storylerimizi de izleyebilirsiniz. Londra’da toplu taşıma kullanmanız için Oyster kart almanız gerekiyor. Metro istasyonlarından kartınızı alabilirsiniz. Makinalarda Türkçe menü mevcut. Kart için ulaşım ücreti hariç 5 pound ödüyorsunuz.

Nottıng Hıll

Sabah erken saatlerde Londra’ya geldik. Benim Katar- Londra yolculuğum 6 saat sürdü. Günün yarısını kaldığımız bölge Notting Hill’i gezerek tamamladık. 2000 doğumlular pek hatırlamayabilir ama benim aklıma ‘Notting Hill’ denince Julia Roberts ve Hugh Grant’in oynadığı film geliyor. Notting Hill’de kaldığımız için mi yoksa herkese aynı etkiyi mi bırakıyor bilmiyorum ama Londra’nın en sevdiğim bölgesi oldu. Renkli minik evler, birbirinden farklı kitapçılar, birbirinden tarz kafe ve pubları ile aklımdan çıkmıyor.  Notting Hill’e giderseniz, filmin geçtiği kitapçıya uğrayabilirsiniz. 

Londra’da bazı evlerin üstündeki o evde zamanında kim yaşadıysa adı, doğum-ölüm yılı ve kim olduğunu belirten minik bir yazı yer alıyor. Biz Notting Hill’de George Orwell’ın evine denk geldik.

  

Hyde Park

Londra gezimiz boyunca hava güzel olunca biz de kendimizi Kralliyet parklarının en büyüğü Hyde Park’ta bulduk. Katar’dan sonra bu kadar yeşilin, kuşların, sincapların içine düşmek beni çok mutlu etti.

  

Portobello Pazarı

Her Cuma- Cumartesi Portobello Caddesi boyunca ikinci el ürünlerin satıldığı lokal bir pazar kuruluyor. Kıyafet, tabak, çanak, kitap, plak gibi her şeyi bulabilirsiniz. İnanın kur yüksek olmasına rağmen Feriköy Antika Pazarı’ndan daha uyguna satılıyorlar.

 .

WestmInster  – London Eye – South Bank Centre-Tate Modern Museum

Londra’daki 2. günümüzde mahallemizden çıkıp turist yoğunluğunun içine daldık. Big Ben saat kulesi restore edildiği için ne yazık ki güzel gözükmüyor. Restorasyonun 2021’e kadar süreceği tahmin ediliyor. Westminster Köprüsü üzerinden yürüyerek Thames nehri boyunca yürüdük. London Eye gibi dönme dolap olayları bana çok turistik geldiği için tercih etmiyorum. Ama binmek isterseniz 27 pound.

  

South Bank Centre, Londra Ulusal Tiyatro Binası’nın yer aldığı ve  sanatsal mekanların olduğu bir bölge. Sokak müzisyenlerinin çaldıkları şarkılar eşliğinde yürümek çok keyifli. İkinci el kitap tezgahlarında, kafelerde vakit geçirilebilir.

    

Tate Modern Sanatlar Müzesi’ne giriş ücretsiz. 20. Yüzyıldan günümüze modern sanat eserlerini görebilirsiniz. Benim için sanat dünyasının feminist, kadın sanatçı grubu Guerilla Girls işlerini görmek güzeldi.

St.Paul’s Cathedral –Tower Brıdge

Londra’nın en yüksek tepesine inşa edilen katedrali görmemek mümkün değil. Charles ve Diana’nın evlendiği katedral olarak bilinen görkemli bir yapı. Girişi 20 pound. Biz uzaktan sevdik.  Londra’nın ikonik yapılarından biri olan Tower Bridge kentin iki yakasını birbirine bağlıyor. Köprü 1894’te kullanıma açılmış ve baskül köprülerin (açılıp-kapanan) en ünlüsü.

  

Covent Garden – Carnaby street-Soho

Londra’da 3. günümüze Covent Garden’dan başladık. Covent Garden Market içinde el işi ürünlerin satıldığı bir pazar bulunuyor. Sokak gösterilerin yapıldığı bir meydanı var. Hatta bölgenin en eski barı olan Punch&Judy terasında oturup gösterileri izleyebilirsiniz. Carnaby street Londra’nın alışveriş, eğlence noktalarından biri. Yine çok güzel kafelerin, dükkanların yer aldığı tarihi dokusunu kaybetmemiş sokaklarda yürümek keyifli. SOHO şehrin 24 saat hareketli olan bölgesi. Jazz kulüplerinin, barların ve çeşitli ülkelere ait  restoranların olduğu bir yer. Ayrıca LGBT dostu bir bölge. Nandos bile logosunu bölgeye uydurmuş.

 

Trafalgar Square -Buckingham Palace

Trafalgar meydanı adını Trafalgar savaşından almış. Ulusal Galerinin ana girişinde yer alan bu kocaman meydanı merdivenlerinde  oturarak seyretmek keyifliydi. Meydanın ortasındaki amiral Nelson heykeli bulunuyor. Vee Kraliçenin evi. Buckingham Sarayı‘nın sadece bir bölümü turistik ziyarete açık. Sarayın içindeki St James Park’da herkes rahatlıkla vakit geçiriyor. Güneşlenenler, sincap, ördek besleyenler. Resmen cennet gibi.

 

Regent’s canal

4. günümüzde kanal boyu yürüyerek Camden Town’a gittik. Kanal boyunca gördüğümüz manzara ve farklı tarzdaki bot evler Amsterdam’ı hatırlattı. Yürümek istemezseniz Little Venice üzerinden botlara binerek Camden Town’a gidebilirsiniz. London Waterbus saatleri için tıktık Kendinize güveniyorsanız kanalı bot kiralayarak da gezebiliyorsunuz.

Camden Lock

Yaklaşık 45 dakika süren yürüyüş sonrası Camden Town kalabalığının içine düştük. Camden denilince ilk akla gelen kişi Amy Winehouse. Kendisi buradaki evinde ölü olarak bulunmuştu. Heykeli de varmış ama kalabalıktan ve açlıktan midemin derdine düştüğümden ne yazık ki heykeli bulup fotoğrafını çekemedim.  Ayrıca Londra’nın en marjinal bölgesi burası. Küçük dükkanlar, sokak yemekleri, punk-rock ortamları bana eski İstiklal Caddesini anımsattı. Ah gençlik!

British Museum – The Sherlock Holmes Museum

5.günümüzü British Museum ve Sherlock Holmes’un evine ayırdık. British Museum özel sergiler haricinde ücretsiz ve her gün 10:00-17:30 arası açık. Müzeye büyük olduğu için rahatlıkla bir gününüzü ayırabilirsiniz. Türkiye’den gelen eserlerin bulunduğu Antik Yunan ve Katabet mumyasının sergilendiği Mısır bölümleri ilgi çekiciydi.

Sherlock Holmes hayranıysanız Sherlok Holmes’un evini görmek sizin için güzel olabilir. Ama beklentinizi yüksek tutmayın. Giriş 15 pound.

  

The Lion King Gösterisi

Londra’da bir akşamı müzikale ayırdık. Birbirinden iyi müzikaller olduğu için çok kararsız kalmıştık ama iyi ki Lion King’e gitmişiz. Prodüksiyon, kostümler çok başarılıydı. Bilet 50 pound.

Londra’da ne yenir, ne içilir?

Londra’ya gitmişken tabiki fish and chips yemek gerekiyor. Fish&Chips aslında İngilizlerin alıp evde yedikleri bir yemek. Biz de aynı ritüeli uyguladık. Kaldığımız yerin yakınında  Taksim’deki Bambi Büfe tarzında bir yerden alıp evde yedik. Cod fish yani morina balığı kullanılıyor. Açıkçası ben tadını yavan buldum. Balığın yanında bol patates. Sos olarak tartar  ve sirke kullanıyorlar.

Oxo tower Westminster bölgesinde Thames Nehrine oturduk ve manzaraya karşı bir şeyler içtik. Akşamüzeri Londranın en eski publarından olan  The Dikkens Inn’de yine Londra’ya özgü Pims içtik. Sangria gibi içine salatalı, meyve koyuyorlar. Denemenizi tavsiye ederim.

Kanal boyunca yürürken Cafe Laville adında çok şirin, minik bir mekanda kahve ve tatlı yedik. Manzarası da güzeldi! Soho’yu gezerken Eat Tokyo’da çok güzel suşi yedik. Kahvaltı için Nottin Hill’de Lisboa Patisserie’de çok lezzetli nata yedik! Lowry &baker’da ise İngilizlere özgü olan scon denedik. Tuzlu ve tatlı seçenekleri olan yanında reçel ve krema ile servis ediliyor. Pastanelerde  bulabilirsiniz.

   

The nags head pub

Londra’da çok fazla ve tarz bar var. Şu kısacık gezimde alkolik olacaktım. Film ve dizilerden aşina olduğumuz iş çıkışı bira içme kültürü varmış gözlerimle gördüm. Ayrıca pubların çoğu çok eski. Yıllardır aynı yere giden insanlar var. Benim çok sevdiğim ve özendiğim bir durum. Bir gecemizi biz de böyle bir mekana ayırdık. 15 yıldır her Pazar aynı yerde çalan arkadaşımız George’un grubunu izlemeye gittik. Grup, müdavimleri ile aile gibi olmuş. Bizleri bile sevgiyle karşıladılar. Unutulmayacak bir gece oldu benim için.

Adına şiir, şarkı yazılan filmlere konu olan Londra beni de büyüledi. Tabii havanın güneşli olmasının etkisi büyük. Gezi sonrası aklımda kalanlar: Farklı tarzda insanlar, hiç kimsenin birbirine karışmaması, tarihi yapıların şehir hayatının merkezinde olması, kalabalık publar, yemyeşil büyük parklar.. Ve tabiki sincaplar 😉

 

Author: merve

Merve 1985 yılında doğdu. Katar’da yaşıyor. Tini mini ve deli ruhlu bir hanım olduğu için yaşının kadını olamadı. Hobi olarak sosyoloji okudu. Medya sektörünü kurtarmaya çalıştı olmadı. Erasmus’da tanıştığı arkadaşlarını ziyaret etme bahanesiyle gezmeye başladı. Önünü alamadık. İş gezisi dedi Orta Doğu’dan girdi Japonya’dan çıktı. Kocamla gezicem dedi 3 günde olsa Avrupa’ya kaçtı. Son durağı kürkçü dükkanı da olsa o gezmelere doyamadı, doymayacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir