Yeni Başlayanlar İçin Münih

1.Kısaca kendinden, eğitim ve iş hayatından bahseder misin?

Adım Ozan, 1990 İstanbul doğumluyum. Lise bittikten hemen sonra 2009 yılında Münih’e üniversite için taşındım Önce lisansı, sonra yükseklisansı LMU Münih üniversitesinde ‘Media informatics” bölümünde okudum, 2016 yılından beri de artırılmış ve sanal gerçeklik alanında çalışıyorum.

2.Kendini nasıl Münih’te buldun? Süreç senin için nasıl gelişti?

Liseyi Alman Lisesi’nde okuduğum için Almanya’da okuma fırsatım vardı ve bir çok nedenden dolayı yurt dışında okumaya karar verdim. Okumak istediğim bölüm nedeniyle benim için seçenekler Münih ve Viyana’ydı. Münih olması biraz da tesadüf eseri oldu, ilk kabul oradan geldi, birçok arkadaşım da burada okumayı planlıyordu, o da yardımcı oldu tabi.

 

3.Gitmeden önce ve gittiğinde nasıl bürokratik süreçlerden geçtin? Senin için üniversiteye başlangıç oluyor tabi 🙂

Benim için bu süreç 10 sene önce olduğu için tüm detayları hatırlamasam da, okullara başvuru, konsolosluktan vize alımı, sonrasında burdaki bürokratik süreçler, oturma izni vesaire daha önce uğraşmam gerekmemiş birçok şeyle uğraşmam gerekmişti. Buraya geldiğimin ilk 10 günü içinde o kadar çok bu tarz iş halletmiştim ki hayatımda ilk defa yetişkin olduğumu hissettiğim anlardandı.

 

4.Adaptasyon sürecin nasıldı? Seni zorlayan şeyler oldu mu?

Benim için her şey biraz buz gibi soğuk suya atlamak gibi olmuştu. Dediğim gibi burda okumaya gelen bir sürü arkadaşım vardı, fakat vizemin geç gelmesi nedeniyle buraya onlardan bir kaç hafta geç gelmiş ve ilk oryantasyon dönemini onlarla beraber yaşayamamıştım. Ayrıca onların hepsi teknik üniversitedeyken ben Münih Üniversitesi’ndeydim. Okulun başlamasından 1-2 gün önce buraya geldikten sonra bir anda kendimi sadece Alman insanlarla dolu bir ortamda bulmuştum ve lisede aslında Almanca öğrenilmediğini ilk ders başlamadan yanımdaki elemanın bana dönüp bir şeyler demesiyle anlamıştım. İlk dönemler arkadaşlarımla iletişim kurma açısından zordu ama ilk haftadan tanıştığım bir sürü okul arkadaşımla hala çok yakınım, ilk başta kendilerini anlamamış olsam bile.

 

5.Peki en çok özlediğin şey ne?

Ailem ve arkadaşlarım, özellikle bu Corona zamanlarında gidip gelmek gibi bir şey henüz söz konusu olmadığı için onları ne zaman tekrar görebilirim bilemiyorum, ama bu da yurtdışında yaşamanın yanında gelen bir şey sonuçta.

 

6.En çok merak edilen şeylerden biri de insan ilişkileri. Komşuluk var mı komşuluk? 🙂

İnsan ilişkileri burada daha farklı tabi, burada üniversiteden beri yakın bir buralı çevrem var. Komşuluk merhaba merhaba kadar, ama Türkiye’deki çoğu tanıdığımın da çok farklı değil açıkçası.

 

7.En sevdiğin semt/bölge?

Maxvorstadt.Hem 10 senedir burda yaşıyorum hem de Münih’in (iki üniversitenin de burada olması nedeniyle) en canlı bölgelerinden biri.

 

8.En sevdiğin kafe/restoran/bar?

Şu an için 5511 olabilir, Corona sebebiyle mekanların içinde oturmak yasak, fakat çoğu kafe/bar dışarıya satış yapıyor. 5511’de dışarıya çok güzel bir satış noktası kurmuş, oradan bir şeyler alıp etraftaki parklara gitmek keyifli oluyor. Yine corona öncesi en çok vakit geçirdiğim kafe Lost Weekend’di. Açık hava olması nedeniyle yazın en çok gittiğim yerlerden biri de Minna Thiel. Onun dışında Von&Zu en çok gittiğim yerlerden, aslında bir şarap barı ama şarap dışında da birçok şey var, atmosferi ve iç diyaznı buradaki kafelerin/barların çoğundan daha değişik.

 

9.Oraya geldiğimizde neyi yapmadan dönmeyelim?

Yazın geliyorsanız Englischer Garten’da bir gün geçirmeden dönmeyin. İnsanların rahatlığı, kocaman yeşillik bir alanda herhangi bir şeyi dert etmeden keyfinize bakabilmek İstanbul’da rahat rahat bulamayacağınız bir şey. Kışın geliyorsanız da Noel öncesi gelmenizi tavsiye ederim, buradaki Noel Marketleri’nde sosis yiyip sıcak şarap için kesinlikle.

 

10.Lokaller neler yapmaktan hoşlanıyor? Birisinin oralı olduğunu nereden anlarız? 🙂

Buranın lokalleri kışın kayağa yazın ise civardaki göllere gitmeyi sever. Normalde güneş çıktığı anda dışarıdaki kafelerin güneş alan yerlerinde oturacak yer bulamazsınız, parklar da aynı şekilde dolup taşar.

 

Bonus:Korona günlerinde yurtdışında çalışmak nasıl gidiyor? Nasıl etkilendiniz?

Burası Avrupa’da normal yaşamın en az kısıtlandığı yerlerden. 6 hafta boyunca evden çalıştık, barlar/restoranlar uzun süredir içeriye müşteri kabul etmiyor, yalnızca to go ya da eve sipariş verebiliyorsunuz. İlk haftalarda polis 2 kişiden fazla gezenleri uyarsa da o da çok uzun sürmedi. Toplu taşımada ve marketlerde daha 2 haftadır maske takmak zorunlu, anlayacağınız çok da vahim bir durum yok, devlet de kapanan işletmelere destek veriyor. Buna rağmen geçen cumartesi günü 3000 kişi toplanıp şehir meydanında devleti protesto etmiş, insanlardan çok da büyük beklentiniz olmaması gerekiyor yani nerede olursanız olun. Burada şu anda insanların en büyük derdi yazın yurtdışına tatile gidemeyecek olmak (Almanlar tatilleri için yaşarlar, yılda 30 güne yakın tatil hakları var çalışanların)

Ozan’la ilkokuldan tanışıyoruz, ayrıca kendisi en yakın arkadaşlarımdan biri. Biz de bir kere Münih’te görüşmüştük ve noel pazarlarında bol bol sıcak şarap içip tüm gün sosis ve krep yemiştik. Ama bizi söylediği mekanlara götürmemişti… 😀 Bu arada çok güzel resim yapıyor. @ozansaltukart hesabına bakabilirsiniz.

Author: Dilhan

Dilhan 1990 yılında Eskişehir’de doğdu ve gözleri çekik. İlkokul yıllarında çok fazla japon şakalarına maruz kaldı ama henüz Japonya’ya gidemedi. Onun yerine Erasmus’la Torino’ya gitti ve Avrupa’yı gezdi. Bu sırada Bilgisayar Mühendisliği’ni bitirmeyi başaran Dilhan, yine Koç Üniversitesi'nde MBA eğitimini tamamladı. Şu an çocuklara piyano dersi veriyor ve bir bankada IT departmanında çalışıyor. En büyük hayali ise bir koalaya sarılmak :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir