Yeni Başlayanlar İçin İsveç

Kısaca kendinden, eğitim ve iş hayatından bahseder misin?

Adım Sırma, 35 yaşındayım. Mimarım. Yaklaşık 3.5 yıldır eşimle beraber İsveç’te yaşıyoruz.

Kendini İsveç’te nasıl buldun? Süreç senin için nasıl gelişti?

Her şey eşim İlker’in burada başvurduğu bir iş ilanına kabul edilmesiyle başladı. İşe kabul ve başlama süresi arasında çok kısa bir zaman vardı. Dolayısıyla o süreç benim için sadece Türkiye’deki evimizi ve eşyalarımızı toparlamak, satmak, depolamak gibi işlerle geçti. İşin psikolojik yönünden bakacak olursak, biz zaten uzun zamandır bu yolda ilerleyen, çabalayan insanlardık. Ailelerimiz de her zaman arkamızda oldular ve çok büyük destek oldular. İsteyerek gittik ve bizden önce giden arkadaşlarımızın hangi süreçlerden geçtiğini gördüğümüz için nelerle karşılaşabileceğimizi bilerek gittik. Dolayısıyla hiçbir zaman gitmek-kalmak ikilemi, geride bırakma ya da geriye dönme endişesi yaşamadık. Sanırım tüm olasılıklara hazırdık. 🙂

Gitmeden önce ve gittiğinde nasıl bürokratik süreçlerden geçtin?

Daha önce başka ülkelere giden arkadaşlarımızın süreçlerine tanık olduğumuz için biz de önümüzde uzun bir süreç olduğunu düşünerek rahattık. Fakat İsveç bürokrasisinin düzeni bizi şaşırttı. 🙂 Bazı işler uzun sürse de çoğu işlem çok kısa ve “tam da söyledikleri sürede” sonuçlanıyor. Gitmeden önce başvuru işlemleri işveren şirket tarafından yapıldı. Bizden istenen tüm belgeleri Türkiye’de konsolosluğa teslim ettik ve sonra bize yaklaşık 2 ay(!) sonra gelip vizelerimizi alabileceğimiz söylendi. İşe başlama tarihi de 2 ay sonrası olduğu için biz gerçekten de kendimizi apar topar İsveç’e attık. Buraya gelince ilk gün yapılması gereken ilk şey, buranın “vergi dairesi” ne gidip, kaydınızı yaptırmanız. Böylece buradaki hayatın temel kaynağı olan kimlik numaranıza başvurmuş oluyorsunuz. Bunun gelmesi yaklaşık 8 hafta sürüyor ve onsuz neredeyse hiçbir şey yapılamadığı için bu süre biraz uzun gelebiliyor. Yine de biz bu olmadan da yeni telefon hatları ve banka hesabı gibi işlemleri yapabildik. Bunun dışında çok önemli başka bir bürokratik sürecimiz olmadı ve İsveç bu konuda dünyanın en rahat ülkelerinden biri olsa gerek. Tüm kamu kurumlarının web sayfalarının Türkçe dahil pek çok dilde çevirisinin olması, prosedürlerin standartlaşmış ve çok net bir şekilde açıklanmış olması da cabası.

Kimlik numaranız olduğu sürece burada sıradan bir vatandaştan neredeyse eksik hiçbir hakkınız yok. Sağlık sisteminden tam olarak faydalanabiliyorsunuz. Ehliyetler sadece 1 yıl geçerli. Sonrasında burada yazılı ve pratik sınavlara girmeniz gerekli ki bunlar zorluklarıyla nam salmış sınavlar. Ama bu sınavlara pek çok dilde girebiliyorsunuz. Biz daha girmedik henüz.

Adaptasyon sürecin nasıldı? Seni zorlayan şeyler oldu mu?

Bambaşka bir ülkeye, kısa sürede gelip yerleşmek kolay bir şey olmasa gerek. Türkiye’de geride bıraktığınız standartlarla kaldığınız yerden devam edemiyorsunuz. Bunu bilerek gitmek gerekiyor zaten. Yeniden başlamak gerektiğini bilerek… Elbette bazı sorunlar yaşadık ama genel olarak adapte olmakta hiç zorlanmadık. Mesela, ilk kaldığımız ev çok kötüydü – ev bulmak Avrupa genelinde başlıca sorun- ama bizi pek etkilemedi çünkü o ev çok şirin ve sakin bir mahallede ve harika bir ormana 5 dakika mesafedeydi. Benim zorluk olarak hatırladığım şeyler hep genelde gündelik ufak tefek sorunlar aslında. Geri dönüşüm çöplerini nasıl ayırmamız gerektiğini çözmek büyük problem olmuştu bize mesela. 😀 Ya da ilk zamanlardaki market alışverişlerimiz ürünleri tanımadığımız için saatler sürüyordu. Dil konusunda da hiç sıkıntı çekmedik. İnsanların çoğu çok iyi İngilizce biliyor. Devlet ücretsiz İsveççe kursu veriyor ki yeni gelenlere çok faydalı oluyor. Fakat İngilizce o kadar yaygın ki İsveççe öğrenemedik doğru düzgün hala ve dil eksikliği şu anki hayatımızı ilerletme yolunda yaşadığımız başlıca problem. Yani biraz ders çalışmamız lazım. 🙂

Sanırım asıl herkesin merak ettiği konudan hiç bahsetmedim. Karanlık….Soğuukk.. 😀 Biz ülkenin güney batı bölgesinde Trollhättan şehrinde yaşıyoruz ki en ılıman bölgelerinden biri. Stockholm’ün de bulunduğu doğu bölgesine kıyasla çok daha sıcak. Kış mevsimi için kıyaslamak gerekirse, Türkiye’den Eskişehir en benzer şehirdir. Geldiğimiz ilk sene kışın 1 ay gerçek soğuğu yaşadık. O sene yaz da çok tipik, çoğunlukla yağmurlu ve serin bir yazdı. Fakat son 2 senedir mevsimlerdeki bariz ısınmayı burada çok net hissettik. Bu sene kar bile yağmadı neredeyse. Umarım böyle devam etmez. Siz de benim gibi hiç sıcak sevmeyen biriyseniz burası genel olarak harika bir yer. İsveçlilere göre ise soğuk hava yoktur, yanlış mont vardır. Buna sonuna kadar katılıyorum. Burada 4 mevsim için çeşit çeşit montunuz olmalı.

Karanlık konusunda ise evet, söylenenler gerçek. Bu kadar güneyinde olmamıza rağmen kışın güneş çok kısa süre ve çok yatay bir açıyla gelip geçiyor. Kuzey şehirleri ise gerçekten hiç görmüyor bir süre. Aralık ayı gibi başlayan bu en kısa dönem şubat ortası gibi normale dönmeye başlıyor tekrar. Eşim zaman zaman yakınsa da benim için bu henüz hiç sıkıntı olmadı. Öte yandan muhteşem bahar ve yaz ayları bunu telafi ediyor. Upuzun gün ışığı, asla tamamen kararmayan gökyüzü müthiş manzaralar çıkarıyor ortaya.

Peki en çok özlediğin şey ne?

İsveç gerçekten o minimalist İskandinav yaşamının merkezi. Buradaki yaşam kültürü -sosyal statü pek fark etmeksizin – gerçekten çok sade ve gösterişten uzak. Bizim de buraya yerleşeli yaşam biçimimiz, yeme-içme alışkanlıklarımız tamamen değişti. Dolayısıyla ilk başlarda Türkiye’den aradığım çok şey oluyordu. Artık özlediğimiz şeyler epey azaldı. Özellikle alışveriş konusunda ısrarla Türkiye’de yaptırmayı, almayı beklediğim şeyler giderek azalıyor artık. Yine de mahalle esnafı kültürünün ve hizmet sektörünün daha yaygın ve ucuz olmasını isterdim. Genel olarak ise tabi ki en çok ailemi ve arkadaşlarımı özlüyorum. Onun dışında bir de güney Ege taraflarında tatile / denize gitmeyi özlüyorum.

En çok merak edilen şeylerden biri de insan ilişkileri. Komşuluk var mı komşuluk?

İnsanlar son derece mesafeli, saygılı ama çok da kibar ve samimiler de. Hem yardımsever ve sıcaklar ama yeni tanıdıkları, samimi olmadıkları insanlara karşı da kişisel sınırlarda hassaslar. İlk kaldığımız  evde karşı komşumuz yaşlı bir amca tek kelime İngilizce bilmese de, biz de onu çok az anlasak da bizimle sohbet etmeye bayılırdı. Apartmanlarda insanlar birbiriyle karşılaşınca selamlaşır, uzun süredir komşu olanlar birbirini tanır, sohbetler eder. Ben de çoğu komşumu tanırım, selamlaşırım. Şu dil bariyerini aşınca ileride daha uzun sohbetler de edebilirim umarım.

Arkadaşlık ilişkileri de gayet samimi ve sıcak. Sürekli görüştüğümüz çok yakın arkadaşlarımız oldu burada. O kadar çok konuda da yardımları oluyor ki bize onlara borcumuzu asla ödeyemeyiz. Her yerde iyi ve kötü insanlar var elbet ama genel olarak İsveçliler çok iyi niyetli insanlar. Şimdilik hiç kötü bir deneyim yaşamadık ya da görmedik bu konuda. İsveç tam bir yabancı cenneti aslında. Her millet ve kültürden insan dolu burada. Dolayısıyla Internations ve Meetup gibi expat mecraları ya da Facebook grupları çok aktif burada. Özellikle Göteborg ve Stockholm’de yabancıların bu şekilde buluşup, tanışmaları çok yaygın. Biz de böyle etkinliklere katılarak Göteborg’da çok güzel arkadaşlıklar edindik. İsveçliler arasındaki en yaygın sosyal medya ise Facebook. Her türlü haberleşme, duyuru, sosyalleşme vb. şeyler genelde oradan yapılıyor.

En sevdiğin semt / bölge?

Yaşadığımız şehir Trollhättan’da bize göre küçük bir kasaba, onlara göre ise orta ölçekli bir şehir. Şehir merkezinden geçen kanal/nehir boyu ise benim en sevdiğim yerlerden biri. Canlı bir yağlı boya tablonun içinde yürüyormuş gibi hissediyor insan. İsveç’in genelinde doğa o kadar güzel ki, insanda daimi bir meditasyon etkisi yaratıyor. Civar şehirlerden Vänersborg’de, Vänern gölü kıyısındaki park müthiş esintisiyle yaz sıcağında harika oluyor (Evet yazın sıcak olabiliyor gerçekten). Göteborg’da en sevdiğim yerler ise Kungsparken ve Slottsskogen parkları.

En sevdiğin kafe / restoran?

Trollhättan’da başlıca favori yerim kanal boyundaki Strandagatan kafe/bar. Kışın iç mekanında çok güzel ve sıcacık bir ortam oluyor ama yazın nehir kenarında açık hava oturma alanının açılmasını herkes gibi ben de dört gözle bekliyorum. Gün batımı orada müthiş oluyor. Göteborg’da ise benzer bir deneyimi Stora Teatern yanındaki Storköket kafede yaşayabilirsiniz. Bir yaz akşamı orada oturmanın keyfi bambaşka bence.

Oraya geldiğimizde neyi yapmadan dönmeyelim?

İsveç’te yapılacak pek çok doğa aktivitesi ve gezilecek müzeler bulmak mümkün. Stockholm’deki müzelerin çoğuna gittik. Siz de müze seven biriyseniz hepsine gidin derim, harikalar. Göteborg’daki sanat müzesi (Konstmuseum) ve doğa tarihi müzesi (Naturhistoriska Museum) de çok güzeldir. Stockholm’de ve Göteborg’da tekne turlarına mutlaka çıkın. Çok güzel bilgiler de verilen, çok keyifli turlar oluyorlar. Göteborg’a harika bir lunapark var: Liseberg. Özellikle kasım ayından itibaren Noel zamanı yolunuz düşerse, gün batımından sonra mutlaka (çok kalın mont ve botlar eşliğinde :D) o lunaparka girin. Çocuğunuz da varsa daha güzel bir aile etkinliği bulamazsınız. Standart giriş ücreti 100Kr, yaklaşık 10€. Çok heyecanlı roller coasterları olmasının yanı sıra, Noel teması çok güzel oluyor ve içeride onlarca yeme – içme ve eğlence alternatifi var. Her tarafta farklı markalara ait çikolata çarkıfelekleri var. Herkesin elinde dev kutularda çikolatalar görürsünüz. Ben de ilk sene koca bir kutu çikolata, arkadaşım için bir dev ayıcık ve bir de çok kaliteli bir fincan kazanmıştım. Sanırım hayatımın tüm kumar şansını tek seferde harcamış olmalıyım ki sonradan bir daha kazanamadım. 😀

Ama benim için ilk günden beri büyüleyiciliğini hiç yitirmeyen tek bir şey var: Gün doğumunu ya da gün batımını izlemek… Bunu yapmadan asla İsveç’ten ayrılmayın derim. Gün doğumu kışın, gün batımı ise yazın daha güzel oluyor. O kadar uzun süreli ve öyle yoğun bir ışık ve renk şölenine maruz kalıyorsunuz ki neredeyse hipnotize oluyor insan. Bir de bunu güzel bir nehir kenarı ya da parkta izlediğinizi düşünün.

Bunun dışında bir çılgınlık yapmadan gitmek istemezseniz (kesinlikle açık havada) “Surströmming” yemeyi deneyin. Ben yemedim, denemeyi de pek düşünmüyorum. Seveni olduğu kadar sevmeyeni veya hiç denememiş olan İsveçli de çok. Lütfen öncesinde internetten hakkındaki videoları izlemeden denemeye çalışmayın.

Lokaller neler yapmaktan hoşlanıyor? Birisinin oralı olduğunu nasıl anlarız?

Sanırım tipik bir İsveçli kışın bile açık havada spor yapabilen biridir. Ya da güneş açtığı an kendilerini açık havaya atan insanlar olarak tanımlayabiliriz. Güneş altında oturmaya bayılıyorlar. Gölgelik, şemsiye vb. kavramlar yok onlar için. Ayrıca hava durumundan bahsetmek de en büyük hobileri. Bir İsveçli en az yarım saat hava hakkında muhabbet edebilen insandır. Gün içinde bu kadar hızlı değişebilen bir havada bu normal olsa gerek. Genel olarak dakikliğe ve kurallara uymaya çok özen gösterirler.

Bonus: Korona günlerinde expatlık nasıl gidiyor? Nasıl etkilendiniz?

İsveç’in genel stratejisi malum, epey tartışıldı dünya genelinde. Burada yasaklanan, kapatılan pek bir şey olmadı açıkçası. Kısıtlama, sınırlama getirilen konular oldu ve insanlar da yerel yönetim ve hükümetin açıklamalarını önemseyip, uyguluyorlar. Biz kendimize 2 ay kadar bir karantina uygulamayı uygun gördük. Eşim işe gitmeye devam etti ama en boş olan toplu taşıma saatini seçmeye başladı. Spor salonu üyeliklerimizi iptal edip evde yapmaya geri döndük. Bazı kuru gıda, kozmetik ve temizlik malzemesi gibi ihtiyaçlarımızı stoklayarak alışveriş merkezi vb. yerlere gitme zorunluluğumuzu en azından 3-4 aylığına giderdik. Dışarı yemeğe, eğlenmeye çıkmadık açık olmasına rağmen. Bunun dışında hayatımızda çok değişen bir şey olmadı ama bu gidişat tabi ki tamamen iş dünyanın ne kadar etkileneceğiyle alakalı. Bekleyip göreceğiz.

Genel olarak özetlemek gerekirse, İsveç’te yaşamı sakin, telaşsız ve saygıya dayalı olarak tanımlayabiliriz. Düzenli işleyen bir gündelik hayat var ve insanlar her türlü kurala uyarak bunu korumaya da özen gösteriyorlar. Çocuklu aileler için çok ideal bir ülke. Her türlü etkinlik en çok onlara hitap edecek şekilde yapılıyor. Devletin çocuğu olanlara çok fazla düzenlemesi, teşviki ve desteği bulunuyor. Yine de buraya taşınma düşüncesi olanların bizim yaşam biçimimizin ve kültürümüzün tam tersini göreceklerini bilmelerini ve buna adapte olabileceklerini düşünüyorlarsa taşınmalarını öneririm.

 

Teşekkürler Sırma. Umarım bir gün birlikte doğru montlarımızı giyip güzel bir gezi yaparız.  😉

Author: merve

Merve 1985 yılında doğdu. Katar’da yaşıyor. Tini mini ve deli ruhlu bir hanım olduğu için yaşının kadını olamadı. Hobi olarak sosyoloji okudu. Medya sektörünü kurtarmaya çalıştı olmadı. Erasmus’da tanıştığı arkadaşlarını ziyaret etme bahanesiyle gezmeye başladı. Önünü alamadık. İş gezisi dedi Orta Doğu’dan girdi Japonya’dan çıktı. Kocamla gezicem dedi 3 günde olsa Avrupa’ya kaçtı. Son durağı kürkçü dükkanı da olsa o gezmelere doyamadı, doymayacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir