Yeni Başlayanlar İçin Den Haag – Hollanda

 

1-Kısaca kendinden, eğitim ve iş hayatından bahsedebilir misin?

Ben Deniz. 27 yaşındayım. Yeditepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’ni bitirdim. Çok başarılı bir eğitim geçirmedim. 🙂 Notlarım falan çok iyi değildi ama iyi bir işe girmek için çok kovaladım. Hep bir yerlere başvurdum.İlk iş deneyimim bir Türk firmasındaydı sonrasında hep global firmalarda çalıştım. Son çalıştığım şirket çok fazla yurtdışında çalışma imkanı sunuyordu, açıkçası bu sayede kendimi Hollanda’da buldum. Şirket içi yaklaşık 10 ilana başvurdum, hepsi de Hollanda’daydı. Zaten çalıştığım şirketin genel merkezi de burada. Yaşamak istediğim bir ülke de olduğundan özellikle burayı tercih ettim.

2-Kendini Hollanda’da nasıl buldun? Süreç senin için nasıl gelişti?

Dediğim gibi 10 ilanın 9’undan red aldım ama 1 tanesi ilerledi. Benim için süreç aslında biraz hızlı sonuçlandı. Firma içi geçiş gibi olduğundan sadece 2 skype görüşmesi sonrasında işe kabul edildim. 🙂

3-Gitmeden önce ve gittiğinde nasıl bürokratik süreçlerden geçtin?

Büyük bir firmaya geçiş yaptığınızda size her türlü yardımı sağlıyorlar. O yüzden çalışma ve oturma izni için danışman bir firma atadılar. Konsolosluk randevumuza kadar her türlü işlemde yardımcı oldular. Eşim için de oturma ve çalışma izni süreçlerini firma takip etti. Bu arada çalışma ve oturma izni burada aynı şeymiş. Buraya geldiğimizde başka bir danışman firma bize belediyeye kaydolmamızda yardımcı oldu. Zaten aşırı tatlı bir expat ofisi var, hiç bürokratik bir yerdeymişsiniz hissi vermiyor.

Ek olarak bilgi vereyim. Burada bir tane uygulama var, DigiD, iletişim bilgilerini sürekli güncellemen ve belediyeye bilgi vermen gerekiyor. Çünkü burada herşey postayla geliyor, e-mail ile değil o yüzden adres ve telefon bilgilerini güncellemek çok önemli.

4-Adaptasyon sürecin nasıldı? Seni zorlayan şeyler oldu mu?

İşte biraz zorlandım. Türkiye’de yaptığım işin aynısını yapıyorum evet ama farklı bir departmanda yepyeni insanlarla çalışmaya başladım. İngilizce’m bence 10 üstünden 7 olsa da iş yerinde bununla ilgili herhangi bir zorluk çekmedim. Çok fazla Hintli, çok fazla Türk, farklı farklı ülkelerden çok fazla insan var. Bu çeşitlilik sebebiyle de herkes İngilizce konuşuyor ve hiçbiri mükemmel konuşmuyor:) Aslında toparlamak gerekirse yeni bir işe başlarken ne kadar zorlanacaksam burada da o kadar zorlandım, fazlası yok.

İş dışında ülkeye alışmakta hiç zorluk yaşamadık. Hollanda gerçekten yaşamak için çok rahat bir ülke. Her yer park, her yer güzel bina, marketler çok ucuz. Biz geleli 5 ay oldu, ama hala bunların mutluluğunu yaşamaya devam ediyoruz 🙂

 

5-Peki en çok özlediğin şey ne ?

Arkadaşlarım ve ailem. Ne kadar görüntülü konuşmalar yapsak da aynı olmuyor. Ek olarak Kadıköy’ü çok özledik saçma bir şekilde. (Kadıköy Belediyesi buradaysan J’ye bas 😀 ) Bazen haftasonu Moda’ya gitsek de bir kahve içsek keşke dediğimiz oluyor ama yapamıyoruz tabi.

6-En çok merak edilen şeylerden biri de insan ilişkileri. Komşuluk var mı komşuluk ?

Komşuluk aşşırı derecede var. Bizim Türkiye’de bile yoktu bu kadar komşuluğumuz. Sol tarafımızda bir Türk sağ tarafımızda da bir Dutch oturuyor. Eve taşındığımız ilk gün akşam kapı çaldı. Şaşırdık “Aa, kim acaba bu” diye. Dutch komşumuz bize bir içki ve dondurma getirdi “Hoşgeldiniz, mutlaka tanışalım konuşalım”  dedi. Balkona çıktığımızda sürekli sohbet ediyoruz. Bazen Dutch komşumuz arkadaşıyla falan otururken bizi de çağırıyor, bir bira kapıp gidiyoruz 1-2 saat takılıyoruz sohbet ediyoruz.

7-En sevdiğin semt/bölge ?

Westerpark ve Pijp diyebilirim. İkisine de çok fazla gitmedik ama Westerpark İstanbul’un bomontiada’sı gibi. Restoranlar var ve konserler festivaller falan oluyormuş. Pijp de de bol bol bar var.

Ama galiba en sevdiğim Den haag beach. Upuzun bir sahil. Arabayla gelip parkettikten sonra ağaçlık bir bölgeden geçiyorsunuz. Buradan geçerken çitlerle çevrili bir alan var, inekler kuzular falan yaşıyor. Bu bölgeden 7-8 dakika yürüyerek geçtikten sonra upuzun bir sahil karşılıyor sizi. Aşırı büyük bir sahil olduğu için kimse kimseyi rahatsız etmeden takılıyor, istersen arkadaşlarınla mangal yap, voleybol oyna. İstanbul’da yaşadıktan sonra burası bize çok iyi geldi. Biz İstanbul’dayken Caddebostan’a gidiyorduk sıkış tepiş 🙂

8-En sevdiğin Kafe/Restoran/Pub ?

Cannibale Royale. Belki o kadar abartılacak bir yer değildir ama bizim en sevdiğimiz yerlerden biri oldu. Restoranın ambiyansı çok değişik, loş kırmızı ışıklı bir mekan. Ben vegan burgerini denedim, gittiğim yerlerde o seçeneği denemeye çalışıyorum. Ama normal burgerinden de yedim 😀 İkisi de çok güzeldi. Bira olarak da çok fazla seçenek var.

9-Oraya geldiğimizde neyi yapmadan dönmeyelim ?

Hollandalılar gibi şehrin ve hayatın tadını çıkarın. Parklara gidin, publara gidin. Yaşayın bu hayatı 🙂

10- Lokaller neler yapmaktan hoşlanıyor? Birisinin oralı olduğunu nereden anlarız?

Hayattan keyif almayı biliyorlar 🙂 Güzel hava oldu mu herkes kendini parklara atıyor. Koşuyorlar. Evde kaldıklarında bile sürekli barbekü partileri yapıyorlar.

 

Bonus : Korona günlerinde expatlık nasıl gidiyor? Nasıl etkilendiniz?

Herkes bize “Böyle olacağını bilseydiniz Türkiye’de kalmayı tercih eder miydiniz?” diye soruyor. Çünkü 2019’un son günlerinde Hollanda’ya yerleştik. Bizim için herşey daha çok yeni olsa da  biz burada olmayı yine de tercih ederiz.

Burada evde yaşadığımız hayat bile daha kaliteli. Market alışverişimiz aşırı kaliteli ve çok uygun fiyatlı. Türkiye’de çok pahalı olabilecek şeyler burada uygun, buna tabi ki alkol de dahil. Biz güzel şeyleri yemeyi içmeyi çok seviyoruz bu yüzden bu durum bizi mutlu ediyor. Buna ek olarak bisikletle gidebildiğim evimize yakın çok güzel parklar var.

Ama tabi çok fazla Avrupa seyahati hayalimiz vardı buraya gelirken, arabayla kısa mesafeyle gidebileceğimiz bir sürü yer var. Şu an onların hiçbirini yerine getiremiyoruz.

 

Deniz benim kuzenim. Aynı şirkette çalışıyorduk 1 senedir, sonra beni bırakıp gitti. 🙂 Ama kendisinin çok mutlu olduğunu görüntülüyoruz ve bu röportaj için teşekkür ediyoruz. Umarız okuyanlar için de faydalı olmuştur.

Author: Dilhan

Dilhan 1990 yılında Eskişehir’de doğdu ve gözleri çekik. İlkokul yıllarında çok fazla japon şakalarına maruz kaldı ama henüz Japonya’ya gidemedi. Onun yerine Erasmus’la Torino’ya gitti ve Avrupa’yı gezdi. Bu sırada Bilgisayar Mühendisliği’ni bitirmeyi başaran Dilhan, yine Koç Üniversitesi'nde MBA eğitimini tamamladı. Şu an çocuklara piyano dersi veriyor ve bir bankada IT departmanında çalışıyor. En büyük hayali ise bir koalaya sarılmak :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir